Müzik Ekspres Röportajı

İlk albümünüz “Yalnızlık Abidesi” Sekiz Müzik etiketiyle ile raflarda yerini aldı. İlk albüm ama siz 90’lı yıllardan beri müziğin içindesiniz ve o süreçteki sizi tanıyarak başlayalım istiyorum sohbete. Müzikle o ilk adımlar nasıl atıldı, bir grubunuz ve aldığınız sahneler vardı, devamı nasıl geldi?

Tesadüfi bir hikayeyle oldu, enstrüman çalmaya başlamam ve şarkı yazan birine dönüşmem.

1993’te ilk grubum Pozitif’i kurmuştum. Piyasada ne kadar mekan varsa çalmıştık. Hatta o zamanki ‘nükleer santrale hayır’ etkinliğinde de sahne almıştık. Bir süre devam etti ancak kişisel gelecek endişeleri nedeniyle dağıldı ki yaşlar daha 18’di! Daha sonra hep başka gruplarla İstanbul’da çeşitli yerlerde sahne aldım. Bir ara Londra’ya gittim, iki sene yaşadım. Orada da sahne almaya devam ettim. Can sıkıntısından katıldığım ve derece aldığım yarışmalar oldu ki yarışmaların çok yanlış olduğunu düşünürüm. Ama dediğim gibi can sıkıntısından katılmıştım. 🙂 Başarılı ve başarısız girişimlerle dolu yıllar oldu albüme kadar geçen yıllar.

Burak Buyruk
Burak Buyruk Fotoğraf: Onur Doğan

100’ün üzerinde çalışmanız olduğunu öğreniyorum ki biz bu albümde 8 tanesini dinliyoruz. Tamamı size ait şarkıların ve düzenlemelerde İlkin Kitapçı, Sertaç Ekiz ve Emrah Alpat isimleri ile karşılaşıyoruz. Bu albümün süreci nasıl başladı peki, nasıl bir araya gelindi, nasıl bir seçki içinde bu şarkılar hayata geçti?

Tamam albümü yapıyoruz diye karar vermemiz Gezi’den yaklaşık iki ay sonra oldu. Hedef, albümün 3-4 ay içinde tamamlanmasıydı. Ancak albümün hazır duruma gelmesi iki sene sürdü.

Kişisel olarak zor bir dönem geçiriyordum özel hayatımda. Albüm yapabilmek için de elimde sadece birkaç şarkının demosu vardı. Müzik tarzım türk pop ya da ağlak rock olmadığı için ilk albüm aşamasında büyük şirketlerle birlikte çalışabileceğime de inanmıyordum. Psikolojik olarak da ciddi anlamda depresif bir dönemimdeyken Facebook’ta Sekiz Müzik’in reklamını gördüm ve demoları yolladım. Ertesi gün bir mesaj aldım ve görüşmeye gittim. O görüşmede albümü yapalım kararını hemen veremedim. Çünkü bir hastalık olduğunu düşündüğüm mükemmelliyetçilik beni karar aşamasında paralize etmişti. Kafamda hayalini kurduğum soundu yakalayamayacağımı düşünüyordum. Ardından araya Gezi olayları girdi. Gezizekalılığımı konuşturup Gezici oldum. Özgürlük ve barış için ve zihniyeti güzel bir ülke olalım diye gezizekalı söylemleri gururla paylaştığım dönemde aynı anda albüm konusunda da bir karara varmaya çalışıyordum. Sonunda mükemmelliyetçilik hastalığımı yenmeyi başardım ve albüm yapma kararını aldım.

Şarkıların seçimini, benim gösterdiğim 10-15 şarkı içinden 8’ini seçmesi için Sertaç’a bıraktım. İçlerinden üç şarkıya yaptığı düzenlemeyi çok başarılı buluyorum. Aynı şekilde İlkin’in iki düzenlemesi var ki çok yaratıcı ve çok güçlü. Diğer üç düzenlemeyi de Emrah yaptı ki tanıdığım en iyi müzisyenlerdendir. Emrah aynı zamanda albümün mixçisidir de…

Naim Dilmener albümünüzü / müziğinizi epeydir rastlanmadık ölçüde yeni, taze, iç açıcı bir sound şeklinde tanımlamış. Aynı şekilde Murat Beşer’in de önemli yorumları olmuş üzerine. Önemli iki müzik eleştirmeninin övgülerini bile kuşkusuz çok özel bir duygu. Peki ya dinleyici ile buluşması nasıl oldu, onlar nasıl karşıladı albümünüzü, nasıl tepkiler aldınız?

Bu da hayatın bir dersi oldu bana aslında. Albümü yapma kararını verdiğim dönemde iyi sound çıkacak mı diye endişe etmişken, albüm çıktıktan sonra özellikle bu ülke için orijinal bir sounda imza atabilmiş olmak da beni hem memnuniyet hem de öz eleştiri açısından gülümsetti. Bu iki çok değerli müzik eleştirmeninin müziğimi övmesi ve bu ölçüde övmesi şüphesiz benim için çok büyük bir gurur kaynağı.

Dinleyiciler ulaştırabildiğim kadarıyla çok sevdiler. Ancak çok sınırlı ölçüde duyurabildim albümü. Ulaştırabildiğim kadarıyla sözlerin çok güzel olduğuna, şarkıların orijinal ve akılda kalıcı melodik yapıları olduğuna dair çok sevindirici tepkiler aldım. Hem eğlendiriyor, hem hissettiriyor bu albüm. Biliyorum ki güçlü bir tanıtım gücünü elde ettiğinde albümdeki şarkılar büyük başarılar elde edecek.

Burak Buyruk
Burak Buyruk Fotoğraf: Onur Doğan

Sahne alıyordunuz ve almaya devam ediyorsunuz ki sizi 15 Nisan’da Line’da da dinleme imkanını bulacağız. Sahne sizin için nasıl bir yolculuk, orada neler yaşanıyor? Albüm dışında nasıl bir repertuarınız var? Ya da bu sorunun cevabını o gün gelip hepimiz orada mı alsak, hani beklesek ve görsek… 🙂

Yıllardır sahne alıyorum. Sahne tamamen kendim olabildiğim bir numaralı ortam. Sahneye çıktığımda mütevazı yanımı kuliste bırakırım, benim için sahne içimdeki çekici canavarı ortaya çıkarma yeridir. Sansürsüz, oto kontrolsüz, samimi bir performansın gerçekleştirilmesi gereken bir yer. Ağızdan çıkan kelimelerden, vücut diline kadar komple bir sanat gösterisidir, sahne performansı. Dünyanın en muhteşem takım işi, en sürükleyici gösterisidir…

Albüm dışında ince eleyip sık dokuyarak seçtiğim cover şarkılar var, başka değerli sanatçılara ait ve tamamen kendime göre yorumladığım. Dinlemeye gelen insanları sürpriz coverlara sürpriz yorumlarla etkilediğimiz sahne performanslarımız oluyor. Cover seçerken içinde kendimi bulduğum şarkılara yönelmeyi tercih ediyorum. Şunu çalarsam insanlar oynarlar gibi bir yaklaşımım yok.

Son yıllarda herkesin albümünde bir cover şarkı yer alıyor ki ne doğru bir mantıkta ne de heyecanlı. Tamamen tadı kaçmış bir halde bu durumun ki siz öyle bir ihtiyaç içine girmemişsiniz, bir şekilde o kolay yolu ve iyi ki tercih etmemişsiniz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben ‘tutturmak’ için müzik yapmıyorum. Ben bir sanatçıyım. Sanatsal, toplumsal ve estetik açılardan derdi olan biriyim. Ticaret yapmıyorum. Tabii ki maddi anlamda karşılık görebilmek istiyorum ki sadece sanatımı icra ederek hayatta var olabileyim. Ancak her ne olursa olsun sırf tutturmak amaçlı benim sanat anlayışımla ters düşen çok popüler bir şarkıyı coverlamak istemedim hiç, istemem. Coverlamak istediğim şarkılar var tabii ki ve bunlar gerçekten içinde kendimi bulduğum şarkılar. Daha sonraki albümlerimde düşünebilirim.

Ama kuşkusuz hayatınızda önemli müzisyenler var. Dünden bugüne mesela kimleri dinlediniz? Günümüzde kimleri dinliyorsunuz? Özellikle çalışmayı istediğiniz, belki de bir şarkısını söylemeyi dilediğiniz bir isim var mı bu anlamda?

Ben azılı bir indie ve rock müzik takipçisiyim. Bunun yanında elektronik ve pop müzik de benim için vazgeçilmez türler. Türkiye’deki hakim müzik türlerini sakil, iğreti, samimiyetsiz ve çirkin buluyorum. Benim delicesine dinlediğim sanatçılar genellikle Britanya ve çevresinden çıkanlar olmuştur hep. Türkiye’den şarkılarını halihazırda sahnede coverladığım çok sevdiğim sanatçılar da var. İlhan İrem’le ve Nazan Öncel’le düet yapmak isterdim…

Albümden ilk klip “Dönüş Yok” adlı şarkınıza gelmişti. Daha sonra ikinci klip albüme adını veren şarkıya geldi ve sanırım önümüzdeki günlerde izleme şansını bulacağız. Daha birçok şarkı belki kliplenmeli, izlemeliyiz belki ama maalesef sosyal medya sayfaları üzerinden öteye gidemiyor bu çalışmalar ve müzik kanallarının bu anlamda olmadık istekleri var. Sizce bu nasıl aşılır, aşılacak mıdır, üzerine düşündünüz mü?

İkinci klibi de çektik. Kurgu aşamasında. Nisan ayında yayınlamayı planlıyoruz.

Televizyonlar popülist mecralar maalesef. Ne kadar iyi müzik yaptığına değil ünlü olup olmadığına bakıyorlar. Kimi çok para istiyor, kimi bizim tarzımız değil diyor, kimi sen ünlü değilsin ki diyor ve yayınlamıyorlar. Bize de böyle durumlarda Youtube kalıyor ki iyi ki de var. En bilindik müzik kanallarından biri “Dönüş Yok”un klibini beğenmediğini söyleyerek yayınlamadı. Kanalı izleyip yayınladığı bazı kliplere baktım ve dayanamayıp kapattım. Beğenmemek neye göre, kime göre! Yetkili makamına oturtulmuş biri var, o beğenmedim diyor ve senin milyonlarca insana ulaşmanı engelliyor. Bu tip insanlar radyolarda da çok var, onun dışında bazı müzik yazarları da böyle…

Bu ülkede müzik piyasasındaki tekelleşme, kadrolaşma ve çevreleşme çok kolay aşılacak bir durum değil, özellikle bu çevrelerin dışından gelip yaptıklarını bu tür insanların hakim olduğu mecralardan duyurmaya çalışıyorsan. Yapılabilecek şeylerden biri müzisyen olsun, sanatçı olsun, müzik insanı olsun tüm bu benzeri zorlukları tecrübe eden insanların bir araya gelip güç birliği yaparak piyasada söz sahibi olmaya çalışmak olabilir. Ancak olduktan sonra da kesinlikle halihazırda piyasada hakim olan insanlara benzemelerini istemem. Piyasayı geliştirici, büyütücü, renklendirici insanların ülkedeki müzik piyasasına hakim olmasını dilerim, en kısa zamanda…

Benzer bir hal de şirketlerle yaşanıyor. Birçok şirket maalesef doğru bir tanıtımı, sunumu, müzisyene yakışacak durumu pek taşımıyor. Ötesinde çok da fazla albüm, çok da fazla bir akış var. Ülkenin yorucu gündeminden hiç bahsetmek bile istemiyorum ki ses çok yerde kısılıyor. Nasıl olmalı, nasıl bir şekilde ses daha çok yükseltilmeli, doğru yükseltilmeli?

Şirketler sizden her şeyi hazır edip götürmenizi istiyorlar. Albüm ve hatta bir de klip. Tüm bunları yapıp gitsen bile bu onların senin albümünün arkasında durup albümü insanlara ulaştıracakları anlamına gelmiyor. Genellikle zaten ünlü olanların albümleri üzerine oynamayı tercih ediyorlar. Küçük şirketlerse yeterli tanıtım güçleri olmadığından albümü çıkardıktan sonra sadece bilgisayar başında ara ara gidişatı izlemekle yetiniyorlar.

Çok fazla albüm çıkıyor doğru. Bu bence kötü bir şey değil. Burada biraz önce bahsettiğim mesele yine ortaya çıkıyor. Müzik piyasasında yani televizyonlarda, radyolarda, basında, dijital mecralarda yer tutmuş ve kendine müzik insanıyım diyen insanların görevi onlara gelen tüm albümleri dinlemek olmalı. Yine mi biri albüm yapmış demek yerine! Dinlemiyorlar, suratına bile bakmıyorlar çoğu albümün. Bu, sözüm ona müzik insanlarının görevi, araştırmacı olup yapılan tüm albümleri dinleyerek aralarından iyi olanları öne çıkarmak olmalı. Ama dertleri müzik değil bu insanların. Pozisyonlarını ve egolarını müzikten çok daha fazla seviyorlar. Siz sadece politikada koltuk sevdası var sanıyor olabilirsiniz ama müzikte de aynı sevda söz konusu!

Hadi tüm bunları aştın diyelim. Bir de ülkede çok ağır bir sansür mekanizması var. Tutturmak istiyorsan şöyle sözler yazmalısın ve şöyle nağmeler kullanmalısın diyenlerin izinden giden ünlü grup ve şarkıcı dolu piyasa. Tutturmaya oynayan, samimiyetsiz sözüm ona müzik insanları. İçi boş Türk pop müziğinin yıllardır süren hakimiyetini bir de son yıllarda ağlak rock diye bir tür paylaşmaya başladı. İnsanlara dramı dayarsak tuttururuz diyen gruplar, şarkıcılar. Televizyonlardaki iç kıyıcı diziler mesela. İç kıyıcı ağlak rock şarkıları gibi. Bunlar hep ülkenin içinde bulunduğu sosyo-politik ve sosyo-kültürel fenalığın yansımaları…

Tüm bunları ancak cesur ve yaratıcı sanatçılar ve müzisyenler aşabilir. Ancak ağlak rock ya da türk pop yaparsam tutturma şansım var deyip çok iyi müzik dinleyicisi müzisyenlerin piyasada çok ünlü olmak adına kişiliksizleştiklerini ve sistem tarafından öğütüldüklerini biliyorum. Onun dışında cesur ve destekleyici müzik yazarları bu yolda çok yardımcı olabilir. Sanat destekçisi girişimci iş adamları sesini duyuramayan tüm iyi sanatçıların ortak platformu olabilecek radyolar, televizyonlar kurabilirler. Bak o zaman gör ülkedeki müzik nasıl da zengin bir hal alıyor. Körlerle sağırların birbirini ağırladığı müzik ödülleri törenlerinden öteye giderek gerçek, bağımsız ve festival kıvamında yılda bir müzik töreni düzenlenebilir, her türden en iyi albümlerin sahiplerinin performanslar sergilediği ve onurlandırıldığı. Tabii bu en iyi albüm seçimleri tamamen ilişkilerden bağımsız olmalı! Ve belki bir de bağımsız, gerilla tarzı oluşumlar, ne de olsa internet çağındayız…

Hayatın içinde müziğin dışında da birçok adımlar atmışsınız zaman içinde, kendinizi müzisyen kimliğinizin dışında tutmamız gerekirse hayatınız nasıl yol aldı, alıyor? Diğer uğraşılarınız, renkleriniz, sizinle karşılaşabileceğimiz yerler vs. nedir, nerelerdir?

Hayatım sadece müzik yaparak geçmedi maalesef. Kiramı ödeyebilmek ve temel ihtiyaçlarımı karşılayıp hayatta kalabilmek için kurumsal şirketlerde çalıştım çokça. Para tarafından yönetildim yani birçok insan gibi. Ancak bu kurumsal çalışma süreçleri hep bir nokta geldiğinde sona erdi. O da ben ne yapıyorum burada sorusuydu. Uçarak uzaklaşmak istediğim anlardı. Parayı severim, ama sevdiğimin beni bir kukla gibi yönetmesinden çok rahatsız olurum. Diliyorum ki bundan böyle para ve benim aramdaki ilişkide yöneten hep ben olurum.

Bir dönüm noktası yaşadığımı düşünüyorum. Yaklaşık bir buçuk sene önce ve her şeyi göze alarak girdim bu çok sevdiğim yola. Parasız kalmayı, kiramı ödeyememeyi her şeyi göze alarak. Hatta en çok sevdiğim şeylerden biri olan insanlara hep bir şeyler ısmarlayabilme özelliğimi bir süreliğine kaybetme noktasına gelmeyi bile. Sanatın, müziğin bir askeri gibi yaşıyorum son bir buçuk senedir. Askersen yara da alırsın, kan da kaybedersin, ölümden de dönersin, dayak da yersin ama zaferi de görürsün. Ben sanat için, müzik için bir savaşçıyım artık.

Müzik dışında fotoğrafa çok ama çok meraklıyım. Sanki karşılığında bana bir şeyler veriliyormuş ya da bir görevmiş gibi çıkıp düzenli olarak fotoğraf çekerim. Hiç yalnızlık hissetmediğim anlardır. Düşsel Görüntü Avcısı diyorum kendime. Ve tüm avladıklarımı şimdilik Instagram hesabımda paylaşıyorum. Twitter’da ve blogumda da ‘duygusal bir ukalanın iç hesaplaşmaları’ söylemi altında paylaşımlarım oluyor. Kelimeleri dolayısıyla yazmayı çok severim.

Kaynak: http://www.muzikekspres.com/burak-buyruk/

Röportaj: Kadri Karahan

http://www.burakbuyruk.com

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s